Edinboroo ve Vorikşayr
Dün Edinburgh’tan döndüm, ama yorgunluktan damarlarımda kan yerine leblebi tozu dolaştığı için yazacak hal bulamadım. Dönüş yolculuğu bir fantastikti, varolan bütün ulaşım yöntemlerini kullandım sanırım; taksi, uçak, tren, metro, otobüs, resmen triatlon gibiydi.
Edinburgh epey güzelmiş, buz gibi olmasa yaşamak isteyebilirdim. Yazları hava gece 10’da filan kararıyor, o açıdan da harika ama kışın öldürür muhtemelen. Genel olarak İskoçya’yı İngiltere’den daha çok sevdim sanırım, bir kere İngiltere gibi dümdüz değil, dağ tepe bunları seviyormuşum meğerse. Şu ülkeciği devamlı yerin dibine geçirmekten utanç duyar oldum artık, ama sevdiğimden hakkaten, İngiltere de güzel, üzülmesin o, kültürel zenginliği olsun, doğası olsun, efendime söyliyim medeniyeti olsun harika, misler gibi.
Neyse, Edinburgh dışında bir de Inverness şehrine gittim, canavarlı Loch Ness gölünü görmeye. Loch gallikçe göl demekmiş, canavarın adı da Nessie. Nessie ilk defa 1500 yıl önce mi ne görülmüş, hala da resmi olarak aranmaktaymış. Dünyanın her bir yerinden üniversiteler canavarı aramak için Loch Ness’e geliyormuş, araştırma için yeni başvuran yerler için de üç yıllık bekleme listesi varmış, bu derece popülermiş. Böyle garip olaylar. Bir de gölün derinliği 600 metre mi neymiş, o yüzden aramak baya zormuş. Ben inandım canavara, canavarlar var. Bir de bir Britanya sapıklığı; her sene 8-10 civarı ‘resmi’ canavar sighting‘i oluyormuş, resmi sayılması için de aynı anda üç farklı noktadan üç kişinin canavarı gördüm demesi gerekiyormuş, bunu bile kurala bağlamışlar, göl yasasının canavar bendinde yazıyordur heralde. Ha bir de Harry Potter’ın çekildiği ortamları gördüm, ama zaten yurdun her köşesi film seti gibiydi, kaleler, sisler, gotik gotik ortamlar.
Ve fakat en önemlisi İskoçya seyahatim esnasında koyunun en sevdiğim hayvanlar listesinde ilk beşe yükselmesiydi. Hem tip hem hayat tarzı olarak İskoç koyunlarına bittim. Bütün gün mükemmel yemyeşil çayırlarda başları aşağıda hapır hupur takılıyorlar, çiçek gibi güzel koyunlar onlar. Çoban, köpek falan öyle iten kakan şeyler de yok başlarında, stressiz harika bir hayatları var. Özetle, İskoçya’da koyun olmak çok güzel bir şey, yününden ekose battaniye yapıyorlar hem de.
Bir sürü fotograf çektim aslında ve hemen buraya koymak istiyordum ama köyümde üç günden kısa sürede fotograf tab ettirecek yer bulamayınca, başka bahara kaldı, zira üç vakte kadar İstanbul’a dönüyorum. Şimdi buralarda ev toparlamak, eşyaları charity’lere taşımak ve bavullara sığmaya çalışmakla meşgul bir göçmen hayatı sürmekteyim. Warwickshire faslının son haftasına girmekten memnunum, yalnız dün hava çok güzeldi heryer çayır çimen filan, bir üzüldüm gidicem diye ama sonra hemen geçti. Warwickshire’dan sevgiler.