December 2011
3 posts
Ukalalığım sundu.
Yeterince sinematografi lafını kullanmadığımı farkedip hemen yine geçenlerde izlediğim başka bir film olan Drive‘dan sözetmeye karar verdim. Gerçekten filmin görüntüleri ve müzikleri epey etkileyiciydi. Onun dışında 80’lerli, arabalı, erkekli, onurlu ve çıkarılmayan ceketliydi. Hatta o derece onurluydu ki onca grafik şiddet sahnesine karşın bir tane bile seks sahnesi yoktu, öpücük bile...
Burası Agora Meyhanesi
Bugün kağıt defter toparlarken sanırım yüzyıllar önce yazmış olduğum bir notu gördüm, ‘Akla sığmayanı zorla sığdırmaya çalışıp akıl patlatmaya anksiyete diyoruz’ demişim, hemen ah canım dedim, çok sevimli geldim kendime. Nasıl da düşünür insan beyniyle, tatlı tatlı açıklamalar bulur.
Hannah and Her Sisters‘ı yeni izledim, biraz ayıp ama olsun. Filmde klasik bir Woody Allen...
September 2011
1 post
"evinde duvarlar yardım eder insana."
Bugün çok güzel bir gündü, bir sürü tesadüfler ve hoşluklarla dolu. Dün de öyleydi. Dünden önceki gün de öyleydi. Ondan öncesi de öyle, yani genel olarak baya hoş.
Geçtiğimiz Pazar günü de nihayet Anna Karenina’yı bitirdim. Hakkında bir şeyler demek şart ama biraz havam kaçtı çünkü iki rezalet uyarlamasını izledim aptal gibi, armut gibi. Muhteşem yazılmış bir bin sayfayı filme uyarlamak zor...
August 2011
2 posts
Hayat bir pazar günü gibi akıp gidiyordu.
Buraya hayatımla ilgili bilgi içeren şeyler yazma alışkanlığım İngiltere’den dönüşümle beraber azalarak yokoldu, sebepleri var illaki. Ama tarihe not düşmek de eğlenceliydi bir yandan, gerçi blog’um sene tutmuyor şapşal, sadece gün ve ay yazıyor, ama kalbinde bir yerlerde tutuyordur. Eylül 2008’de başlamış olmalıyım blog’a ordan hesap edelim.
Mini tatil maceralarımı not...
July 2011
4 posts
Survivor ünlüler gönüller tarzındaki iş hayatımdan sevimli bir kişilik bugün şöyle dedi: Aslında var ya kan vermem lazım benim. Üç ayda bir kan vermezsem kendime gelemiyorum. Kan vermek insana enerji verir, vücut kendini yeniliyor öyle. Ekşın seviyorum ben.
hııhı.
set süt
Yorgun değilim de biraz aptal gibiyim. Manyak gibi her gün her dakka çalışıyorum, kim olduğumu, ne yaptığımı falan unuttum, laf değil. Çok çalışıyorum deyince normal insanlar anlamıyor, herkes çok çalışıyor, tüm çalışmalar çok gibi çünkü, çalışmak çok hoş bir şey değil sonuçta. Ama ben vallahi billahi çok çalışıyorum, hayatsızlık derecesinde, yuh, oha, çüş gibi bir şey. Dün iki aydır ilk defa tek...
June 2011
1 post
March 2011
3 posts
February 2011
2 posts
Şimdi farkettim ki uzun zaman önceki son post’um bir Büyük Ev Ablukada şarkısıymış, benim blog’umda bile 130 kez dinlenmiş olmalarından anlamalıymışım mevzunun boyutunu.
Bide ne güzel ortam yapmışmışım kendime burada, hiç kıymet bilmiyorum.
April 2010
6 posts
March 2010
1 post
January 2010
3 posts
tatlı taze
İngiliz televizyonu, hint yemeği, ping pong, separate taps, charity shops, dev waitrose, çift katlı otobüsler; evet yeniden teyzeler ülkesi (olayının bir kraliçe olmasına şaşmamalı) ingiltere’deyim (ayrıca öyle hipsterlığın merkezi gibi durduğuna da bakılmamalı, belki londra’ya değil ama ingiltere’ye genel bir bakış buranın gerçek bir teyzeland olduğunu tescilleyecektir). Eh ben...
Karışıklık by gülriz
1. Üsküdar’a Giderken - Mustafa Özkent 2. Sür Efem Atını - Mazhar Fuat 3. Çıt Çıt Çedene - Barış Manço 4. Ve Ölüm - Üç Hürel 5. Kirpiklerin Ok Ok Eyle - Alpay 6. Yalan Dünya - Selda Bağcan 7. Aç Kapıyı Gir İçeri - Özdemir Erdoğan 8. Dan Dan - Güneri Tecer 9. O Günler - Selda Bağcan 10. Mesafeler - Erkin Koray 11. Ömür Biter Yol Bitmez - Üç Hürel 12. Eğri...
2 tags
December 2009
2 posts
içimdeki küçük idare lambası
Uzun zaman yazmayınca ve son postum da griple ilgili olunca, farkında olmadan bir endişe ortamı yaratmışım, endişeye yine mahal yok, hayattayım, iyiyim.
İyi olmakla birlikte (ve belki de bu sebepten), diyecek pek birşeyim yok aslında, ama şu sıralar okumakta olduğum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı romanından bir alıntım var;
”Yalnız insanoğlunda idi ki yekpare ve mutlak zaman, iki...
November 2009
1 post
huf
Domuz gribi oldum dostlar. Ama normal gripten farkı yokmuşmuş, kendi kendine geçiyormuş falan filan, o yüzden endişeye mahal yok. Tek kötü yanı millete bulaşmasın diye evde hapsolma kısmı.
Dün hastalığım sebebiyle dünya tarihindeki diğer büyük epidemikleri araştırdım, çok ilginç bir konu. Şu domuz gribinin, meşhur ispanyol nezlesi ve kuş gribiyle dahi bağlantısı var, virüs mevzusu büyüleyici....
October 2009
4 posts
Ya bu ‘beni bloguna yaz’ ve türkçe pop referansı meselesi bana nedense ‘yokluğunda çok kitap okudum‘u hatırlattı. Yokluğunda çok blog okudum?
(Linkini verdiğim klipte de literalizm alanında deneysel bir noktaya gidilmiş. Özellikle ‘yokluğunda çok kitap okudum’ kısmında çıkan (2:23); kitap, gözlük ve gözlüğün kalp şeklindeki gölgesi takdire şayan. Fakat hemen...
September 2009
1 post
August 2009
6 posts
July 2009
1 post
June 2009
7 posts
ayıp
Ben yokken karşı apartmanın alt katına bar açılmış galiba, ya da dünyanın en fantastik partisini gerçekleştirmekteler şu anda. Gidip bakmamak için kendimi zor tutuyorum. Yazı yetiştirmek için evde kaldığım bir cumartesi akşamı, evimi bara çevirip bana bira açtırdığınız için sitemkarım sayın caferağa mahallesi, mühürdar caddesi mevkiinde çılgınca eğlenenler.
çok aymazsın
aymaz ne güzel bir kelimeymiş. aymayan ayamayan insan. aymamak var, zaman zaman aymak da var.
dada da dan
Yarın sabah İstanbul’a gelmek üzere evimi son kez terk ediyor olacağım, işte bu da son Warwickshire postum. (Gerçi ağustosta tezimi vermeye gelicem ama artık burda yaşıyor olmayacağım, sayılmaz o yüzden) Şu an bomboş ve tuhaf bir evden seslenmekteyim. Son kalan eşyalarımı da çeşitli hayır kurumlarına götürdükten sonra ev tamtakır ve berbat görünüyor, aynı ilk geldiğim günki gibi. Evin dışına...
Edinboroo ve Vorikşayr
Dün Edinburgh’tan döndüm, ama yorgunluktan damarlarımda kan yerine leblebi tozu dolaştığı için yazacak hal bulamadım. Dönüş yolculuğu bir fantastikti, varolan bütün ulaşım yöntemlerini kullandım sanırım; taksi, uçak, tren, metro, otobüs, resmen triatlon gibiydi.
Edinburgh epey güzelmiş, buz gibi olmasa yaşamak isteyebilirdim. Yazları hava gece 10’da filan kararıyor, o açıdan da harika...
May 2009
19 posts
apdeyt apbiit
Tatil iş güç derken ihmal ettim yazmayı, yazın blog olmuyormuş. Önümüzdeki hafta da yine internetsiz ve yazımsızım zira Edinburgh’a gidicem, edinboro. Sonra da yavaş yavaş dönüşlere geçicem galiba İstanbul’a, bir Warwickshire macerası bitiyor mu yoksa. Edinburgh’tan bol fotograflı ve neşeli dönme planlarındayım, bunlar gelecek güzel günlerin vaatleri sayılsın. Öperim içten.